AHUDUDU YETİŞTİRİLMESİ

Saygıdeğer Okuyucularım;

Ahududu; rutubetli yerleri, vadi içlerini ve derince toprakları sever. Senede iki defa meyve verir ve kırmızı meyvelidir. Meyvesi orta boyda sap gibi genişçe, uca doğru sivrice, güzel kokulu ve tatlıdır. İstanbul ve çevresinde ilk mahsül, Haziran Ayı’nda olgunlaşır ve aralıklı olarak toplanır. İkinci mahsül, Ekim Ayı’nda ve senesi içinde dipten süren sürgün uçlarında az olarak verir ve kıymetli bir meyvedir. Ahududu taze olarak tüketildiği gibi şurubu, marmelatı ve reçeli de yapılarak değerlendirilmektedir. Olgunlaşan ahududu meyvelerinin toplanması; sabah erken saatlerde, serinlikte ve ufak ağaç sepetlerde yapılırsa zedelenme olmayacak ve daha uzun süre dayanacaktır.

Ahududunun Üretilmesi

Analarından dipten süren on beş veya yirmi santim boyundaki sürgünlerinden ayırma suretiyle olur. Nisan ve Mayıs Ayları’nda bolca yanmış çiftlik gübresi verilerek dikim yerleri hazırlanır. Analarından yeni sürmüş olan ahududu sürgünleri, itinalı bir şekilde sökülerek ayrılır. Gerekli kök ve dal tuvaletleri yapılarak önceden hazırlanmış bulamaca (koyuca, taze sığır gübresi şerbetine) batırılarak; sıra arası yüz elli santim, sıra üzeri elli santim mesafelerde dikilir. Dikimden hemen sonra yapraklara gelmeyecek şekilde bolca bir can suyu verilir. İlk zamanlarda haftada bir, sonraları iki haftada bir olmak üzere sulamaya devam edilir.

Dikimden bir ay sonra sulamayı takiben amonyum sülfat kimyevi gübresinden verilerek çapalama yapılır. Senesi içinde ot alma ve diğer bakım işlerine devam edilir. Ayrıca ahududu dikilmiş olan sıranın her iki başına birer kazık dikilir. Bu kazıklara üç sıra tel çekilmeli ve ahududu fidanları büyüdükçe nizami olarak bu tellere bağlanmalıdır. Bu şekilde yapıldığı zaman ahududu fidanları eğilip kırılmayacak, rüzgardan sallanınca meyveleri dökülmeyecek ve zarar görmeyecektir. Bütün ahududu meyveleri güneşi dengeli olarak göreceği için büyümeleri, renkleri ve tatları da aynı şekilde kaliteli ve güzel olacaktır.

Bir başka konu ve yazımda buluşmak üzere….

Saygılarımla,

İbrahim Tınaztepe