BAHÇE FARESİ ve MEYVE AĞAÇLARINA VERDİĞİ ZARARLAR

Saygıdeğer Okuyucularım;

Bu yazımda sizlerle bahçe faresi ve meyve ağaçlarına verdiği zararla ilgili bilgileri paylaşacağım.

Bahçe faresi ile mücadele yapılmadığı zaman meyve ağaçlarına büyük zararlar vermektedir. Meyve ağaçlarının gelişmesi durur; yaprakları dahi sararabilir. Genç fidanlar ise toprakta gayet gevşek olarak dururlar. Şayet bu fidanların kökleri açılacak olursa, esas köklerin fareler tarafından kemirildiği görülür. Bahçe fareleri, tarla farelerine oldukça benzer; kuyruksuz boyu 18 cm’ye kadar olabilir. Kuyruk uzunluğu ise gövdenin yarı uzunluğu kadardır. Rengi, açık griden siyaha kadar değişir; kulakları, tüyler arasında neredeyse kaybolmuş gibidir. Dişi senede 4 ile 7 arasında yavru doğurur. Bu çeşit fareler su kenarlarını daha çok severler. İktisadi olarak, meyve bahçeleri ve fidanlıklar için çok zararlıdırlar.

Mücadelesi: büyük zararlara sebep olmadan farelerle mücadele yapılmalıdır. Yeni bir bahçe tesisinden önce arazinin farelerden temizlenmiş olmasına dikka edilmelidir. Şayet fare olduğu tespit edilirse, hemen tedbirler alınmalıdır. Farelerin açtığı kanalların işlek olup olmadığını anlamak için bir tanesi açılır; eğer bu kanalda fare varsa, hemen gelip bu deliği kapayacaktır. Farelerin buralarda mücadelesi için Sonbahar’dan İlkbahar’a kadar kullanılabilen zehirli yemler bulunmaktadır. Kış aylarında yiyecek sıkıntısı çeken fareler, zehirli yemleri kolaylıkla yerler ve telef olurlar. Yem olarak, havuç ve kereviz parçaları kullanılır. Bunlar uzunlamasına ortadan ikiye ayrılırlar ve oyularak içlerine zehirli yem doldurulur. Sonra bunlar bir çomak ucuna geçirilerek, kanalların içine iyice yerlerştirilir. Bu hazırlıktan önce ellerin toprakla ovuşturulması tavsiye edilir. Yerleştirme işleminden sonra deliklerin üzeri ışık girmemesi için tahta, kremit, vs. malzeme ile örtülür. Zehirli yem fareler tarafından yenmemeye kadar yem konmaya devam edilir. Racumin 57 zehirli, hazır fare yemi de aynı şekilde kullanılabilir.

Bir başka konu ve yazımda buluşmak üzere…

Saygılarımla,

İbrahim Tınaztepe